Kendilik Gelişimi ve Terapi Süreçleri

Kendilik Psikolojisi kuramına değindiğim yazı dizisinin bu kısmında  kendilik gelişimi ve terapi süreçlerine odaklanacağım. Kendilik gelişimi için terapiye başlayan danışanlar ya birincil aynalanma eksikliğinin sebep olduğu grandiyöz kendilik dolayısıyla ayna aktarımını tamamlamak için, ya da ikincil aynalanma eksikliğini telafi edici idealize edilmiş ebeveyn imagosunun etkisiyle terapiye başlarlar. Hayatının ilk yıllarında doyurulmamış kendilik, psikoterapi sürecinde terapist vasıtasıyla doyurulmaya çalışılır.

Birincil aynalanma eksikliği olan bir danışan terapiye başladığında aylarca, hatta bazen yıllarca kendisinin ne kadar özel olduğunu anlatabilir. Kendiliğinde kabaran bu grandiyöz (büyüklenmeci) tarafın etkisiyle kabarmalar yaşayan danışan, terapistten de bu yücelik beklentilerini onaylamasını bekler. Bu durum terapistler için özellikle zorlayıcıdır. Çünkü danışan sürekli büyüklenmeci fantezilerine terapistten onay bekler. Bu süreçte terapistin, danışanın kendilik gelişimi için dış gerçeklikle yüzleştirme çabaları son derece dikkatli yapılmalıdır. Zira büyüklenmeci fanteziler içerisinde olan danışanın gerçeklikle yüzleştirilmesi danışanda büyük kırılmalara sebep olabilir. Bu kırılmaların etkisiyle danışan terapisti değersizleştirir.

Terapistini değersizleştiren, hatta aşağılayan danışanın tavrı genellikle soğuk, mağrur ve kendisini dünyanın merkezinde gören bir tarzdadır. Kırılan danışan kendini terapistten geri çeker ve kendi yüceliğini besleyen zihinsel fantezilere çekilir. Elbette bu duruma yol açan, danışanın çocukluk çağında yeterince aynalanmamış olması ve gereğinden fazla kırılma yaşamasıdır. Terapistin –her ne kadar zor olsa da- bu durumun farkına varıp danışanın değersizleştirmelerine karşı olgunca durabilmesi, zaman içerisinde danışanın bu tavrı dönüştürerek içselleştirmesine yardımcı olur.  Bu durum, kendilik gelişimi için son derece önemlidir ve danışanın primer narsisistik yapıdan sekonder narsisistik yapıya geçişini kolaylaştırır.

İkincil aynalanma eksikliği sebebiyle terapiye başlayan bir danışan ise bipolar selfin ( iki uçlu kendilik) ikinci kutbu olan idealize edilmiş ebeveyn imagosuyla terapiye gelir. Bu durumda, danışanın zihninde idealize edilen ebeveyn terapiste ya da başkalarına yansıtılır ve danışanın kendiliği bundan beslenir. “ Siz gerçekten harika bir terapistsiniz !” veya “Benim terapistim en iyisi, benim doktorum en iyisi, bundan önce onlarca terapiste gittim, hiç birisi sizin kadar iyi değildi !”…

Bu ve bunun gibi idealize edilmiş yaklaşımlar kendilik gelişimi sürecinde ikincil aynalama problemlerinin olduğunun bir göstergesidir. Eğer terapistin de narsisistik bir patolojisi varsa bu övgüler sonucunda iç dünyasında bir kabarma yaşaması muhtemeldir. Terapistin bu övgüler karşısında ruhsal olarak kabarma yaşamadan olgunlukla teşekkür edebilmesi de danışanın kendilik gelişimi için son derece faydalıdır. İkincil aynalanma eksikliğinin bir diğer belirtisi de danışanın tanıdığı ünlü kişilerden, belli bir yere gelmiş kişilerden bahsedip onlarla övünmesidir.

Bipolar Self ( İki Uçlu Kendilik) – Kendilik Gelişimi

Daha önceki yazılarımda bipolar selften bahsetmiştim. Kohut’un kendilik psikolojisi kuramını anlamak için bipolar selfi anlamak son derece önemlidir. Kohut, kendilik gelişimi sürecinde insanın ruhsal anlamda iki kutup arasında sürekli gelip gittiğini söyler. Bunlar, birincil aynalanmanın eksikliği sonucu oluşmuş grandiyöz kendilik ve  ikincil aynalanma eksikliği sonucu oluşmuş idealize edilmiş ebeveyn imagosu kutuplarıdır. Kendilik gelişimi sürecinde kişinin yeterince onaylanmaması, yeterince aynalanmaması ve gereğinden fazla kırılması durumunda primer narsisistik yapıda kaldığından bahsetmiştik.

Günlük hayatta da primer narsisistik yapıda kalan bir kişi, grandiyöz (büyüklenmeci) kendiliğin aktifleştiği kutupta kendisinin ne kadar mükemmel ve başarılı olduğunu anlatıp durur. Etrafındaki insanlardan da bu mükemmelliği takdir etmelerini bekler. Ama hayatın getirdikleri dolayısıyla her zaman bu kutupta kalması mümkün değildir kişinin. İçindeki büyüklenmeciliği ortaya koyamadığı durumlarda kutbun diğer ucu olan idealize edilmiş ebeveyn imagosuna geçiş yapar.

Bu kutba geçtiğinde idealize ettiği kendiliği terapistine ya da çevresinde başarılı gördüğü kişilere yansıtır. Bu kutupta, idealize edilen kendiliğin yansıtıldığı kişilikten beslenme söz konusudur. Bu kişi terapist olabilir, danışanın babası, amcası, dayısı, tanıdığı bir ünlü, siyasi veya dini bir lider olabilir. Siyasi parti liderlerinin veya belli dini grupların çılgınlar gibi savunulmasının arkasında da çoğunlukla idealize edilmiş ebeveyn imagosu kutbunun aktifleşmesi vardır. Yani tüm bunlar ikincil aynalanma eksikliğinin bir sonucudur diyebiliriz. 

Kohut’un Kendilik Psikolojisinde Kendilik Kavramı

Kohut, psikanaliz ekolünde yetişmiş ve yıllarca bu alanda çalışan bir terapist olarak kendilik kavramına bambaşka bir önem atfetmiştir. Psikanalizin ve sonrasındaki birçok kuramın kendilik gelişimine farklı açılardan bakması elbette bu önemin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Freud, id-ego ve süperego üçlüsünden bahsederken, kendiliğin egonunun içinde bir parça olduğunu söylemiş ve kendilik gelişimi üzerinde çok fazla durmamıştır. Daha sonra, Hartmann ego ile kendiliği net olarak ayırt ederek kendilik gelişimi kuramına en büyük katkılardan birini yapmıştır. Kernberg, Erik Erikson ve Masterson da kendilik kavramının günümüzdeki haline gelmesinde çok önemli katkılar sunmuştur. Örneğin Masterson, kendiliğin de tıpkı id, ego ve süperego gibi ruhsal aygıtın ayrı bir parçası olduğunu iddia etmiştir. 

Kohut ise, kişilik kuramını tamamıyla kendilik üzerine kurmuş ve bu kuramına kendilik psikolojisi adını vermiştir. Ona göre kendilik bipolar selften ( iki uçlu kendilikten) ibarettir. Kendilik gelişimi sürecinde, ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki vasıtasıyla sırasıyla ; 

  1. Kendilik temsillerinin,
  2. Kendilik tasarımlarının,
  3. Üst (Supraordinate) Kendilik temsillerinin ve,
  4. Tam kendilik tasarımlarının, oluştuğunu söylemiştir.

ani bir bebek büyürken, kendilik gelişim sürecinde anne babayla kurduğu ilişki vasıtasıyla belli başlı kendilik temsillerini içselleştirir. Bu temsillerin birikmesiyle beraber çeşitli kendilik tasarımları oluşmaya başlar. Bu tasarımlar; korkak, çekingen, utangaç, mükemmel, havalı, başarılı, başarısız vb. tasarımlardır. Benzer kendilik temsilleri ait oldukları kendilik tasarımlar dosyalarının içine kopyalanır. Bu tasarımların belli bir süre sonucunda netleşmesi sonucu hayatımızın farklı dönemlerinde farklı kendilik durumlarını deneyimleriz. Bazen başarılı, bazen başarısız, bazen özgüvenli, bazen özgüvensiz, bazen korkak, bazen ise cesur hissederiz.  Bu tasarımların iç dünyamızda bütünleşmesi sonucu tam kendilik deneyimi oluşur ve bunlar BİZi oluşturur.

Bu yazımda Kohut’un kendilik kavramı ve kendilik gelişimi konularından bahsetmeye çalıştım. Kohut’un kendilik psikolojisi kuramı, bizlerin insanları anlaması yolunda bizlere çok önemli katkılar sunmuştur. Dolayısıyla “Kuramlar” başlığının altındaki kendilik psikolojisi bölümünde bu kuramı tüm ayrıntılarıyla anlatmaya çalışacağım. Diğer yazılarda görüşmek dileğiyle…

Mehmet KAYA

Klinik Psikolog & Psikoterapist & Cinsel Terapist

Yorum yapın