Kendilik Psikolojisi 2 – Birincil ve İkincil Aynalanma

Kendilik psikolojisine giriş yazımda kurama giriş mahiyetinde bilgiler vermiştim ( Yazıya buradan ulaşabilirsiniz ) . Kendilik nesnesi kavramından ve yetiştirilme sürecindeki kusurlu anne tutumlarından bahsetmiştim. Bu yazımda ise kendilik psikolojisi açısından çok önemli kavramlar olan dönüştürerek içselleştirme, birincil aynalanma, ikincil aynalanma ve kısmen de Kohut’a göre direncin ne olduğundan bahsetmeye çalışacağım.

Kendilik Nesnesi ve Dönüştürerek İçselleştirme

Kendilik nesnesi ve dönüştürerek içselleştirme kavramlarını şöyle bir örnek üzerinden anlatabiliriz; Diyelim ki çocuğun bir uzvu eksik… Ama biyolojik olarak bu uzvu gelişmeye ve büyümeye açık. Çocuğun eksik olan uzvunun yerine kullanması gereken bir uzva ihtiyacı olduğu aşikardır. Çocuk, kendi uzvunun gelişim sürecinde annesinin uzvunu emanet gibi kullanır. Bir süre sonra uzvu geliştikçe annenin uzvuna ihtiyaç duymaz hale gelir. Sağlıklı olan yapıda işleyiş genellikle böyledir.

Bebek ruhsal olarak anneye muhtaçtır. Ama zamanla annenin duygu düzenleme kapasitesini, olaylara yaklaşım tarzını ve gücünü içselleştirmeye başlar. Annenin öfkelendiğinde, üzüldüğünde ve mutlu olduğunda nasıl tepkiler verdiğini bire bir anneyle olan ilişkisinde gözlemler ve içselleştirir. İşte bu gözlemler ve içselleştirmeler kendisinde olmayan ama gelişmeye açık uzvun gelişmesi gibidir. Yani çocuk annesinin duygu düzenleme kapasitesini kendi ruhuna uygun olarak dönüştürerek içselleştirir.Bir süre sonra da sevgilisinden ayrıldığında ya da bir acı yaşadığında bunu kendi başına tolere edebilir. Sevgilisine şarkı yazar, şiir yazar ama o duyguyu iç dünyasında tolere edebilir hale gelir. Annenin sağlıklı bir kendilik nesnesi işlevi görmesi sonucu yukarıdaki örnekteki gibi çocuk, kendiliğini dönüştürerek içselleştirmeler sonucu oluşturur.

Kendilik Gelişimi için Dönüştürerek İçselleştirme Çok Önemlidir

Kohut’a Göre Direnç Kavramı ve Problem Alanları

Kohut terapide danışanın direnç gösterdiğine inanmaz. Terapistin kendilik nesnesi işlevini yeterince yerine getiremediği durumlarda oluşan kopmaların dirence sebep olduğunu söyler. Yani burada sorun danışanda değil terapistin kendi içsel süreçlerindedir der. Karşısındaki yapıyı anlamak ve kavramak yerine kendi kafasındaki yapıyı danışana dayattığı için danışan kendisini koruduğunu savunur. O zaman böyle bir durumda terapist kendi içsel süreçlerine bakmalıdır. 

Kohut’a göre, danışanın terapiye gelirken incelenmesi gereken iki problem alanı vardır. Bunlar;

  1. Savunucu kaynaklı problemlem ve
  2. Telafi edici problemlerdir.

Birinci problem alanı olan savunucu kaynaklı problemler daha derin ve uğraştırıcıdır. Genellikle dikey yarıkta yer alırlar ve primer narsisistik yapının izlerini taşırlar. Bu kişiler cinsel eyleme vurmalarıyla, sapkınlıklara yönelimleriyle, uyuşturucu ve madde kullanımlarıyla, büyüklenmeci kendiliklerini ortaya koyma istekleriyle ve hezeyanlı düşünceleriyle kendilerini gösterirler.

Telafi edici problem yapılarında ise çocuk babasının ve annesinin gözüne girmek için başarılı olmaya çalışır. İş hayatında başarılı olma, başarılı bir doktor, başarılı bir hukukçu olma vb. Ama buradaki problem; kişinin kendi istekleri doğrultusunda bu başarıyı yakalamış olmasından ziyade babasının gözündeki ışıltı için bunu yapmış olmasıdır. Yani kişi içindeki gerçek kendiliğini ortaya koymaz ! Gerçek benliği hiçbir zaman olmaz. Tedavide öncelikle savunucu kaynaklı problemlerin çözümü, sonrasında ise telafi edici problemlerin çözümü hedeflenir. 

Bipolar Self, Birincil ve İkincil Aynalanma

Şimdi de kendilik psikolojisi açısından çok önemli iki terim olan birincil ve ikincil aynalanma  kavramlarına geçelim.

Birincil Aynalanma :

Bebek doğduğu andan itibaren annenin ve babanın gözlerindeki ışıltıyla kendini var eder. Büyüdükçe fark edilmek ve yaptıklarının takdir edilmesini ister. Becerilerini, başarılarını, yeteneklerini ve güzelliğini anne babaya göstererek onun gözündeki ışıltıyı görmek ister. Bu ışıltıyla kendiliğini oluşturur. Sözünü ettiğim durumu bir örnekle açıklayayım. Diyelim ki çocuk bir resim çizdi ve bunu annesine gösterdi.

-Anne bak güzel olmuş mu resmim ?

-Evet kızım çok güzel olmuş. Aferin benim güzel kızıma.

Aradan belli süre geçer.

-Anne bak oyuncaklarımdan ne yaptım.

-Aferin harika yapmışsın, benim akıllı kızım.

Bu süreçte diyelim ki annenin ocakta yemeği var ve çocuk onay beklerken anne onu bırakıp ocaktaki yemeğe bakmaya gitti. Bu durum çocukta bir kırılma yaratır. İşte bu ve bunun gibi dozunda kırılmalara optimal kırılmalar diyoruz. Bunlar çocuk için olması gereken sağlıklı kırılmalardır. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, annenin çocuğunu aynalaması ve ona değerli olduğunu, biricik olduğunu hissettirmesine birincil aynalanma diyoruz. Çocuk sürekli kendisinin biricik ve özel olduğunu hissetmek ister. Anne de bunu çocuğuna optimal kırılmalarla verebilirse çocuk primer narsisizmden sekonder narsisizme geçebilir ve olgunlaşabilir.  Ama bu dönemlerde anne çocuk arasındaki iletişimde gereğinden fazla kırılmalar olursa ve çocuk bu değerlilik duygusunu içselleştiremezse, yetişkinlik hayatı boyunca tüm ilişkilerinde, tüm tercihlerinde çocukken alamadığı değerlilik duygusunu arar.

Diyelim ki bu kişi bir  kişiyle tanıştı. Karşıdaki kişiden beklediği ilgi ve beğeniyi göremedi. Bu durumda ya karşısındaki kişiyi değersizleştirir ve aşağılar “ Aşağılık herif ! Sen kimsin de bana cevap vermiyorsun ! Seni kale alanda suç ! Çapın ne senin ?!” ya da küsüp kendi iç dünyasında fantezilere kaçar. Kendisinin ne kadar değerli olduğunu düşünür. Kendisinin ne kadar başarılı olduğunu ya da olacağını hayal eder. Etrafındaki insanların bir gün gelecek kendi değerini anlayacağını düşünür durur. Bu fanteziye kaçışlar da, karşı tarafı değersizleştirmeler de kişinin kendi iç dünyasında hissettiği değersizliğin bir yansımasıdır. İnsanın bilinçdışı bu duygunun ağırlığından kaçmak için bunları savunma olarak yapar.

Yani birincil aynalanma eksikliği olan kişiler hayatları boyunca dikkat çekmeye çalışan, sürekli ilgi ve alaka bekleyen, takdir edilmek isteyen kişiler olurlar. Tüm insan ilişkileri, yakın ilişkileri, iş ilişkileri görülmek ve takdir edilmek üzerine kurulan bir sistem çıkar karşımıza.  Sağlıklı bir yapıda, annenin çocuğunu yeterince onaylaması ve aynalaması gerekirken optimal kırılmaların da yaşanması gerekir. Bu kırılmalar sayesinde çocuk dış dünyanın gerçekliğiyle de temas eder.

Bipolar Self ve İkincil Aynalanma

Kohut’un psikoloji sözlüğüne kattığı bir diğer kavram bipolar self yani çift kutuplu kendiliktir. Bipolar selfin bir ucunda anne bir ucunda ise baba vardır. Yukarıda birincil aynalanmadan bahsetmiştim. Birincil aynalanmayla doyurulan çocuğun içerisinde grandiyoz ( büyüklenmeci ) kendilik oluşur. Çocuk kendisini dünyanın merkezinde görür. Her şeyi yapabileceğine ilişkin bir algısı vardır. Ama dış dünyada işler böyle yürümez. Koltuktan diğer koltuğa uçabileceğini düşünür. Tam uçmak için boşluğa kendini bırakır, bir de ne görsün çat diye yere yapışır. İşte o noktada çocuğun içindeki grandiyoz kendiliği yansıtacak ve ona kendilik nesnesi olacak birine ihtiyaç duyar. Bu noktada baba devreye girer…

Baba gelir çocuğu öper, düştüğünde acıyan yerini öper ve çocuğun canının acısı geçer. İşte baba bu bipolar selfin ikinci kutbudur. İlk kutupta önemli ve biricik olan çocuk varken ikinci kutupta dünyanın önemli bir parçasının (babanın) bir parçası olmaktan duyulan gurur vardır. Kendisinin gücünün yetmediği durumlarda, kendi büyüklenmeci yapısının kırıldığı durumlarda ( koltuktan düşmesi) altına sığınılacak bir dalda gibidir baba. Babanın gücü, çocuğun kendi başına üstesinden gelemediği sorunlar için anahtar rolündedir. Hani bir ara toyota reklamlarında çocuk “Benim babam toyota gibi adam” diyordu. İşte orada babanın gücünü içselleştiren ve onun gücüyle kendisini iyi hisseden bir çocuk vardır. Buna ikincil aynalanma diyoruz.

İkincil aynalanmayı daha iyi anlamanız için örneklendireyim. Diyelim ki çocuk okulda arkadaşları tarafından dışlandı. İçindeki büyüklenmeci yapı kırıldı. Çocuk akşama kadar sabretti ve babasına olayı anlatmak için kafasında kurdu. Akşam babasına gitti ve dedi ki:

-Baba Ahmet beni dövdü. Arkadaşlarımın yanında bana kötü şeyler söyledi. -Kimmiş bakalım o Ahmet. Ben Ahmet’in bacaklarını kıracağım.

Çocuk yarın okula gider ve Ahmet’e der ki babam senin bacaklarını kıracak… İşte burada çocuk kendi içindeki grandiyöz (büyüklenmeci) yapı kırıldığında destek bulacağı yapı ile içindeki kırılmayı telafi eder. Bunu sağlayan genelde ailede babadır. Ama babanın olmadığı durumlarda abi, amca, dayı veya herhangi biri olabilir. Sağlıklı bir gelişim çizgisinde babanın bu şekilde çocuğuna gücünü hissettirmesi, hakkını aratması için cesaretlendirmesi ve dış gerçeklikle uyumlu bir şekilde davranması için yönlendirmesi gerekir.

İkincil Aynalanma- Kendilik Gelişimi

Bir de sağlıksız bir yapıyı gözümüzün önüne getirelim. Diyelim ki baba çocuğunun ihtiyacını görmedi ve çocuğuyla ilgilenmedi. Hem anne hem de baba çocuğunun ihtiyacı  için adım atmadı. Bu durumda çocukta narsisistik kırılma yaşanır. Bu kırılmaların düzeyi ve sayısı çocuğun primer narsisistik yapıda kalması için çok önemlidir. Çocukluk döneminde görülmeyen, onaylanmayan ve desteklenmeyen çocuklarda binlerce kez bu döngünün tekrarlanması sonucu çocuklar sekonder yani sekonder narsisistik yapıya geçiş yapamazlar.  

Özetle, çocuğun ilk aşamada annenin gözünden ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu, biricik olduğunu okuması ve hissetmesi çok önemlidir. Optimal kırılmalar da olursa çocuk sağlıklı yapıya doğru ilerler. İkinci olarak  kendi gücünün yetmediği ya da hayal kırıklığına uğradığı durumlarda babanın gücünü hissetmek ister çocuk. Arkasında babası olduğunu hissedebilirse iç dünyasındaki kırıklığı kolayca telafi edebilir. Ama diyelim ki anne bu çocuğu görmedi ve onaylamadı. Bu durumda hayatı boyunca insanlar tarafından görülmek için çabalayacak ve kendisinin nasıl mükemmel, nasıl dikkat çekici, nasıl en iyisi olduğunu göstermeye çabalayacaktır (grandiyoz kendilik).

Diyelim ki; çocuğun kırıldığı durumlarda baba da çocuğunun ihtiyacını görmedi ve ikincil aynalanmayı eksik bıraktı. Bu durumda da çocuk büyüdüğünde hep bir başkasının gölgesi altına girecektir. Benim hocam harika bir adam, benim dayımı siz tanıyor musunuz ?, Benim terapistim çok çok iyi bir terapist, benim doktorum en iyisi … Yani kendi içinde hissedemediği gücü bir başkalarıyla kurduğu ilişki sayesinde hissetmeye çalışacaktır.

Yazıyı bitirmeden önce, daha sonraki yazılarımda detaylı olarak inceleyeceğim gelişimsel duraksamalardan bahsetmek yararlı olacaktır; Kohut’a göre; 0-18 ay döneminde yaşanan travmalar ( anne babanın ölümü vb.) ağır kişilik bozukluklarına, 18-36 aylar arasında yaşanan travmalar seksüalizasyonlara ( sapkın cinsellik, sadomazoşistik fanteziler vb.) , 3-7 yaşlar arasındaki travmalar ise üst benlikle ilgili patolojiler ortaya çıkarır.

Merak ettiğiniz, sormak istediğiniz sorularınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz. Yazılarımla ilgili paylaşım yapmak istediğinizde sitemi kaynak göstermenizi rica ederim. Yazıların faydalı olması dileğiyle…

Mehmet KAYA 

Klinik Psikolog & Psikoterapist & Aile ve Çift Terapisti & Cinsel Terapist

Yorum yapın