Cinsel Somutlaştırmanın Mazoşist-Sadomazoşist- Homoseksüel Görünümleri ve Anlamları

Ruhsal problemlerden muzdarip insanların “problem” olarak tanımladıkları semptomun neden seçilmiş olabileceğini hiç düşündünüz mü ? Bir insan problemlerinin dışa vurumunu takıntılar geliştirerek dışarı vurabiliyorken diğeri neden cinsel problemler, fobiler, ilişkisel sorunlar vb. geliştirerek dışa vurur ? Bu soruların cevapları aslında düşündüğünüzden de karmaşık bir sürecin kaynağına dayanıyor ; KENDİLİĞİN OLUŞUM SÜRECİ…

Bizi biz yapan, kendimizi tam ve bütün hissetmemizi sağlayan ve kendimizi tanımladığımız kendiliğimizin oluşması birçok etmenden etkilenmektedir. Bunların başında genetik mirasımız, içinde bulunduğumuz çevre koşulları, ebeveynlerimiz ve ailemizle kurduğumuz ilişkiler gelir. Bu yazımda, kendiliğimizin oluşum sürecindeki bir takım sıkıntıların ne gibi somutlaştırmalara neden olabileceğini ele alacağım. Gelişimimizdeki bir takım problemlerin ne gibi mazoşistik, sadomazoşistik ve homoseksüel somutlaştırmalara da neden olabileceğini yayınlanmış bir vaka üzerinden ele alacağım.

Not: Homoseksüel yönelim kişilerin kendi özgür iradeleriyle karar verdikleri bir seçimdir. Yazı içeriğinde ele alınan homoseksüel somutlaştırmalar, travmatik geçmişi olan bir danışanın ortaya koyduğu somutlaştırmaların terapi içerisindeki yorumlamalarının ele alındığı bir vakadır. Vaka yabancı kaynaklarda yayınlanmış olup, bizlere bir takım somutlaştırmaların arkasında yatan ruhsal dinamikleri anlama yolunda yardımcı olabilir. Bu açıklamayı yaptıktan sonra yazımıza devam edebiliriz…

Yeşeren Kendilik

Kendiliğimizin oluşum sürecinde anne ve babayla ( ya da bizi büyütenlerle) kurduğumuz ilişki ve bu ilişkinin kalitesi hayati öneme sahiptir. Anne ve babadan aldığımız onaylanma veya reddedilme gelecekteki kendilik hissiyatımızın hangi yönde oluşacağını doğrudan belirler. Bu süreçte, hayatın özellikle ilk yılları son derece önemlidir. Mesela Freud tarafından oral dönem olarak bilinen hayatın ilk yılında bebek dış dünyayı içselleştirme sürecine başlamıştır. Bunu da birçok sefer ağzı yoluyla yapar. Bebek, simgesel düzeyde ağzına alıp tanımladığı dış dünyayı ve anne babayı bu dönemde içselleştirir.

Bu dönemde bebeğin hem ruhsal hem de bedensel ihtiyaçları çok fazladır. Bu ihtiyaçlarının karşılanması kendilik gelişimi açısından son derece önemlidir. Bebeğin fiziken hayatta kalabilmesi için fiziksel ihtiyaçlarının zaten karşılanması elzemdir. Ruhsal ihtiyaçların karşılanma derecesi ise kendilik yapısının sağlam ya da sakat  olmasını doğrudan belirler. Bu dönemde annesi tarafından görülmeyen, sevilmeyen ve değerli hissettirilmeyen bebeğin kendilik çekirdeği sorunlu olacaktır ( daha detaylı bilgi için bu yazıyı okuyun..) Bu ilk dönemde bebeğin dünyayı tanımlamayla meşgul olması dolayısıyla, anneyle kurulan bağdaki sıkıntılar ilerleyen dönemlerde kendini içe almayla ilgili cinsel fantezilerle belli edebilir.

Oral evrenin ardından gelen evre olan anal evrede ( yaklaşık 2-3 yaş civarları) bebek dış dünyayı, ebeveynlerini ve onlarla kurduğu ilişkiyi belli seviyede içselleştirmiş, artık dış dünya ile iç dünyanın sınırlarını ayrıştırmaya çalışmaktadır. Kişinin kendilik sınırlarını öğrendiği bu evre, gelecekte dış dünyaya çizebileceği sınırları oluşturması açısından son derece önemlidir. Yine bu dönemde, ebeveynlerin çocuğunun ihtiyaçlarını doğru algılamayıp, çocuğun sınırlarını sıklıkla işgal ettiği durumlarda gelecekte çok çeşitli semptomlar ortaya çıkabilir.

Bu semptomlar bazen takıntılar olarak ortaya çıkar bazen ise kişinin aynaya baktığında kendini algılamaması olarak ortaya çıkabilir. Bazen öyle olur ki, kişi aynaya bakar, aynada gördüğünün kendi olduğunu bilişsel düzeyde bilir ama his olarak kendisini, kendi bedenini hissedemez. Normalde ruhsal düzeydeki sınırların somutlaşan hali derimiz ve bedenimizin diğer insanlardan ayrı ve bütün olarak algılanmasıdır. Aynaya baktığında kendini hissedemeyen kişi inanılmaz bir fregmantasyon ( parçalanma) anksiyetesi yaşar. Bu gerilim o kadar yoğun olur ki, bilinçdışı bu gerilimi frenlemek için bir takım psikolojik semptomlar ortaya çıkarır. Semptomların arka planındaki nedenselliği anlamak için detaylı incelendiğinde neden “bu” semptomun ortaya çıktığı net bir şekilde anlaşılır.

Kendilik deneyimi parçalanmakta olan kişi kendi bedenine yabancılaşabilir.

Kendilik tasarımlarımızın oluşum sürecindeki diğer önemli evre 3-6 yaş aralığındaki fallik evredir. Kişi bu dönemde kendi cinselliğini ( penis ya da vajinaya sahip olduğunu ) farketmeye başlar ve cinsel kimlik oluşumu bu dönemde büyük oranda tamamlanır. Kız çocukları daha çok anneyle özdeşim kurarak anne gibi süslenmeye, anne gibi davranmaya, anne gibi giyinmeye çalışırken erkek çocukları da baba gibi davranmaya ve erkek kimliğini ön plana çıkarmaya başlar.

Sağlıklı bir cinsel kimlik duygusunun geliştirilmiş olması da, kişinin yaşadığı kaygılara karşı kendilik bütünlüğünü bir arada tutmasına yardımcıdır. Ama bu dönemde kız çocukları için annenin zalim ve kontrolcü bir yapıda olması ve babanın flörtüz olması; erkek çocukları için ise babanın gaddar ve acımasız olup annenin baştan çıkarıcı bir yapıda olması kendilik problemlerine davetiye çıkarır. Bu durum ilerleyen dönemlerde cinsel kimlikle ilgili semptomlara da davetiye çıkarır.

Mazoşist – Sadomazoşist Somutlaştırmalar

Kişinin, annesinin onayını, sevgisini ve takdirini yeterince alamadığı, yeterince görülmediği  (Birincil aynalanma eksikliği – okumak için tıklayın…) ve babasının gücünü yeterince içselleştiremediği durumlarda ( İkincil aynalanma eksikliği) kendilik sağlıklı ve bütünlüklü bir yapıya kavuşmaz. Bu durumlarda kişi, içinde yaşadığı boşluk, anlamsızlık ve hiçlik gibi duyguların etkisiyle o kadar yoğun bir kaygı duyar ki, bunu kontrol etmeye yardımcı bir takım homoseksüel, heteroseksüel, mazoşistik ve sadomazoşistik eyleme vurumlar yapabilir. Kişinin kendi bedenini kesmesi, çizmesi, kendi bedenine şiddet uygulatması, kırbaçlaması ya da kırbaçlatması vb. mazoşistik – sadomazoşistik fanteziler, dağılmakta olan kendilik deneyiminin toparlanması için kişinin kendi bedeni ( derisi) üzerinden yaptığı telafi çabalarıdır.

Bazı kişilerde kendisinin acı çektiğini başkalarının gerçekte ya da hayali olarak izlemesi fantezisi yine kendilik bütünlüğünü sağlayan bir savunma görevi görür. Kendisini acıya mahkum eden, sürekli başkalarına kendini adayan, çaresizlikten ve acıdan, fakirlikten mutluluk duyan insanların bir kısmının kendiliğini bir arada tutmak için böyle bir çabaya giriştiği söylenebilir.

Yine klinik tabloda dönem dönem görülen tecavüze uğrama fantezileri, hakarete uğrama fantezileri ve tecavüze uğrarken başkalarının kendisini izlediğini hayal etme vb. fanteziler de benzer bir tabloya işaret edebilir. Bir kişinin eşiyle (partneriyle) seks yaparken, eşinin yerinde bir tecavüzcüyü hayal etmesi ve  tecavüzü başkalarının izlediğini düşünmesiyle orgazma ulaşmak da parçalanmakta olan kendiliğin bir arada tutulma çabasının somutlaşmış bir hali olabilir.

Anne babası tarafından hiç görülmeyen, onaylanmayan ve aşağılanan kişilerin bu tarz somutlaştırmalarla kendiliklerini hissetmeleri klinik tabloda görülebilir. Fakat bu ve benzeri tablolarda, kişi kendini orgazmın verdiği bedensel ve ruhsal heyecanla kısa süreli canlı hissetse bile orgazm sonrasında aynı dağılmayı yaşar. Bu tarz fantezilerin ortaya çıkmasına neden olan olaylar zinciri tamamen kişiye ve geçmişine özeldir. Bazı durumlarda kişinin çocukken bir travmaya uğraması ( taciz, şiddet vb.) ve diğer ebeveynin buna seyirci kalması gibi hikayeler de ortaya çıkabilir. 

Sadomazoşistik cinsel ilişkiler de kişinin kendiliğini tam ve bütün hissetmesine aracılık edebilir. Cinsel eyleme vurumların getirdiği orgazm iki sonuç meydana getirir. Birincisi, kişi orgazm olduğunda kendisini tam ve bütün hisseder, yani dağılmış olan kendiliğini bütünleşmiş hisseder. İkincisi ise orgazmın doğasından kaynaklı bir kontrolsüzlük halidir. Yani orgazm, hem kendilik sınırlarının netleştirildiği (tam olarak hissedildiği) hem de kontrolün elden kaybolduğu yüksek bir uyarılma sağlar. 

Şimdi de çocukluk çağı travmalarının, anne tarafından yeterince görülmemenin, onaylanmamanın ve ebeveynlerin çocuklarına sağlıklı bir kendilik nesnesi olmamasının ortaya çıkarabileceği problemlerden bazılarını Mark vakası üzerinden gözlemleyelim.

Homoseksüel Somutlaştırmalar – Mark Vakası

Mark iş hayatında karşılaştığı zorluklar ve hayal kırıklıklarının tetiklediği, öz saygısındaki problemler nedeniyle terapiye başlamıştı. Öz saygısındaki problemlerin nedenleri incelendiğinde annesiyle çocukluk yıllarında kurmuş olduğu ilişkinin bu problemlerin nedeni olabileceği görüldü. Mark’ın annesi kendini beğenmiş ve çocuğuyla meşgul olmak yerine daha çok kendiyle meşgul bir kadındı. Bu sebepten Mark’ın annesi, çocuğuna sıcak bir bedensel temas ve sağlıklı, istikrarlı bir kendilik yapısının temeli olan onayları sunmada çok başarılı değildi.

Normalde annesinin çocuğunun ihtiyaçlarını görüp karşılaması beklenirken Mark’ın annesi çocuğunu kendi narsisistik ihtiyaçları için kullanıyordu. Mark annesinin sırdaşı ve “küçük beyefendisi” rolünü üstlenmişti. Fallik dönemde ( 3-5 yaş dönemlerinde ) çocuğun büyüklenmeci ihtiyaçlarını görmeyen anne bunun yerine çocuğunu alaycı yapısıyla ciddi utanç durumlarına sokuyordu. Bu yüzden Mark’ın olumsuz kendilik algısı da pekişmekteydi.

Mark’ın bu utanç dolu yılları somutlaştırdığı olay ise yere çişini yaptığı ve bunun sonucunda derin utanç duyduğu olaydı. Normalde terapiye homoseksüellikle ilgili başvurmamasına rağmen, terapide   bu duyguların derinlemesine çalışılmasıyla beraber, Mark’da homoseksüelliğin gelişmesinde  bu utanç deneyimlerinin ne gibi katkısının olduğu ortaya çıkmaya başladı. Mark, gençlik yıllarının başlarında mutfak zeminine periyodik olarak çişini yapıyor ve zemin üzerinde yuvarlanıyordu. Analitik süreçte yapılan çağrışımlarla birlikte, sıcak idrarının içerisinde yuvarlanmanın, anneden alamadığı sevgiyi simgelediği ortaya çıkmıştı. Aslında annesinin ilgi ve sevgisine ihtiyaç duyarken Mark bunun aksine sıklıkta utanç duygusuyla karşı karşıya kalıyordu. 

Ergenliğinin biraz daha ilerleyen dönemlerinde idrarının içinde yuvarlanıp kendilik bütünlüğünü hissetme hali yerini zihinsel bir fanteziye bırakmıştı. Mark kendisinin fiziksel olarak ne kadar harika olduğunu hayal edip ayna karşısında mastürbasyon yapmaya başlamıştı. Aslına bakıldığında Mark’ın kendisiyle ilgili büyüklenmeci bir zihinsel tablo oluşturup orgazm olma duygusu iç dünyasında parçalanmakta olan kendiliğini bir arada tutabilme çabasının somutlaşmasıydı. Bu eyleme vurumlardan sonra Mark üniversite yıllarında homoseksüel ilişkilere başlamıştı. Homoseksüel ilişkileri iki öğeden ibaretti.

Bunlardan ilki, Mark’ın homoseksüel ilişkilerinde diğerlerinin yapmayı göze alamadığı ve herkese teşhir edilecek şekilde göz önünde ilişki kurmasıydı. İzleyenlerin hayranlığını ve şaşkınlığı gördüğü şekillerde homoseksüel ilişkiler yaşıyordu. İlişkilerinin diğer bir öğesi ise Mark’ın geçmişten itibaren içinde hissettiği mükemmellik özlemine paralel, büyüklenmeciliğini destekleyen ve onu onaylayan ve cinsel olarak benzer bir partner bulmasıydı. Yani Mark, annesinden göremediği takdir, onaylanma ve görülme ihtiyacını herkesin cesaret edemediği teşhirciliklerle alıyor, diğer taraftan içindeki mükemmelliği onaylayacak bir partner buluyordu. Aslında birincil ve ikincil aynalanma eksikliklerini telafi etmeye çalışıyordu.

Sonuç

Psikolojik semptomların farklı şekillerde ortaya çıkmasında etkili olabilecek faktörlere değinmeye çalıştım. Elbette her kişinin bireysel geçmişinin derinlemesine incelenmesi, kendisinde ortaya çıkan semptomların dinamiğini anlamada olmazsa olmazdır. Fakat genel anlamda bakıldığında, birincil ve ikincil aynalanma eksikliğine bağlı ortaya çıkan semptomların dinamiği çok belirgindir. Konuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak için sitemizde bulunan kendilik psikolojisi yazılarını okumanızı tavsiye ederim. 

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Ruhun Somutlaştırma Yolları – Tahir Özakkaş

2.Kendilik Psikolojisi Notları

Klinik Psikolog Mehmet KAYA

Yorum yapın