Psikolojik Problemlerin Anlamları -1 Somutlaştırma Çeşitleri

İnsanları psikolojik destek almaya yönlendiren birçok problem alanı vardır. Ruhunun sesine kulaklarını tıkayan insanların bir kısmı ilişkilerinde yaşadığı problemlerden, bir kısmı boşluk duygusundan, bir kısmı değersizlik gibi çok kuvvetli duygulardan dolayı psikoterapiye başvurur.  Bir kısmında ise ruhun problem alanları daha belirgin ve somutlaşmış haldedir. Ruh, ortada bir problem olduğunu çok çeşitli somutlaştırma alanlarıyla ortaya koyabilir. Bu somutlaştırmalara baş dönmesi, göz kararması, mide bulantısı, kusma, cinsel işlev bozuklukları, takıntılar, yeme bozuklukları, bağırsak problemleri ve cinsel sapkınlıklar örnek verilebilir.

Üstelik bu somutlaştırmaların arkasında herhangi bir biyolojik neden de yoktur. Yani ruh beden aracılığıyla dile gelmektedir. Bu yazı dizimde, insanın  psikolojik problemlerinin anlamlarını ve somutlaştırma çeşitlerini dile getirmeye çalışacağım. Bu somutlaştırmalar kimi zaman semptom şeklinde ortaya çıkabilirken kimi zaman ise terapi ve iyileşme süreçlerinde ortaya çıkar. Yazımın Kendinizi anlama yolunda faydalı olmasını diliyorum…

Ruhun Beden Yoluyla Dile Gelmesi…

İnsan ruhun beden yoluyla nasıl dile geldiğini ilk inceleyen Sigmund Freud olmuştur. Freud, bir hastasının biyolojik felç olmamasına rağmen yürüyememesini araştırmış ve hipnotik trans altında bu durumun nedenini çözümlemişti. Buna göre, kız ölüm döşeğindeki babasının yanında oturması gerekirken o akşam arkadaşlarıyla dans etmeye gitmeyi planlıyordu. İç dünyasında yaşadığı suçluluk duygularının ağır gelmesiyle  felç semptomları geliştirmiş ve yürüyemez olmuştu.

Freud’un bu durumu ortaya çıkarmasıyla semptomlar birden ortadan kalkmıştı. Freud’un bir başka hastası ise su içemiyor ve her su içişinde kusuyordu. Hipnotik trans esnasında bu kişinin dadısının çocuğun su içtiği bardaktan köpeğine su içirdiği ortaya çıktı. Danışan henüz küçük bir çocuk iken bu durumu görmüş, aşırı tiksinmiş ama bundan kimseye bahsedememişti. Bilinçdışına bastırılan bu anı çocuğun su içtiğinde kusmasına neden oluyordu. Trans altında bu farkındalık ortaya çıkınca danışan tekrar su içmeye başlamıştı. Bu iki vaka, bilinçdışının derinliklerinde olan bilgilerin nasıl somutlaştırıldığını gösteren iki güzel örnek…

Diğer bir somutlaştırma vakası Stolorow ve Atwood’a ait… Bu vakada adam cinsel yaşamında bir sıkışma hissediyor ve cinselliği sadece haftasonlarına ve belli saatlere indirgemeye çalışıyordu. İçinde bulunan sıvı ve enerjinin israf olmasından inanılmaz kaçınıyordu. Danışanın geçmiş hikayesi incelendiğinde, kendisini sürekli işgal eden, kontrol eden ve sürekli talepkar bir annenin olduğu ortaya çıktı. Bu anne sürekli daha fazlasını istediğinden, danışanın hayat enerjisini sömürüyordu. Danışan eşiyle de annesine benzer bir ilişki örüntüsü kurduğundan dolayı bu ilişkide de sömürüldüğünü hissediyordu. Bu sebeple cinsellik yaşayacağı zamanı özellikle belli zaman dilimine sıkıştırıp hayat enerjisinin sömürülmesinden kaçınıyordu. 

Terapistin annenin duygusal sömürüsüyle ilgili yaptığı yorumlar danışanın cinsel somatizasyonunu ortadan kaldırmaya yetmedi. Daha sonra anlaşıldı ki, annenin bu işgalci tutumuna karşı, ona arka çıkan, onu koruyan bir babanın olmaması problemi daha da karmaşıklaştırmıştı. Yani danışanın hem birincil aynalanma hem de ikincil aynalanma problemi mevcuttu ( aynalanma kavramlarını okumak için tıklayın ). Terapistin destekleyen, onaylayan ve empatik yaklaşan tavrıyla danışanın zihninde eksik olan baba imgesi tamamlandığında danışanın somatizasyonu da ortadan kalktı. Bu vakada da kişinin ruhunun yaşadığı sıkıntıları nasıl kendi öznelliği paralelinde somutlaştırdığını net bir şekilde görüyoruz.

Psikoterapide ruhsal problemlerin somutlaştırılmasına bir başka örnek ise; inanılmaz rahatsız edici incinmelere maruz kalan ve kendiliğinin bir sis gibi dağıldığını hisseden erkek danışana ait… Bu danışan, terapi esnasında terapistten aldığı onaylayıcı ve destekleyici tavrı zamanla içselleştirerek, seans çıkışında eve gidip kendi sesini kayda alıp, kendisine daha çok merhamet göstermekteydi.. Seans içerisinde veya dışında kırıldığında, incindiğinde eve gidiyor ve içindeki kırılganlığı sözlere döküyordu. Bir nevi terapistin onaylayan ve destekleyen parçasını içselleştirmiş ve kendi kırılgan ruhuna destek için kullanmaktaydı.  

Not : Tabi bu durumu daha iyi anlamak için Winnicott’un literatüre kattığı geçiş nesnesi kavramını da anlamak faydalı olabilir. Geçiş nesnesi, anneye bağımlı olan bebeğin anneden ruhsal ve bedensel ayrışma sürecinde kendi içindeki endişeyi azaltmak için kullandığı bir nesnedir. Bu nesneye annenin sahiplenen, koruyan ve güvende hissettiren duyguları transfer edilir ve annenin olmadığı dönemde bu nesneler anne ve meme işlevi görür. Bu vakada danışan, içselleştirdiği terapistin onaylayan ve güven veren kısmını bir geçiş nesnesi gibi kullanıyor ve kendiliğinin onarılması sürecinde bu somutlaştırmadan faydalanıyordu. 

Buraya kadar olan kısımda danışanları destek almaya yönelten bir takım semptomların nasıl ortaya çıktığından bahsettim. Bundan sonraki kısımda ise danışanların psikoterapi ile iyileşme sürecinde nasıl somutlaştırmalara başvurduklarına bakalım…

Psikoterapi Sürecinde Somutlaştırmalar…

Bir diğer danışan 35 yaşındaki bir kadın… Bu kadının çocukluğu aşırı baskı altında geçmiş ve bu baskı ile birlikte danışan kendisinin değersiz ve diğer insanlar tarafından itici algılanacağıyla ilgili bir şema geliştirmiştir. Yetişkin yaşamında bir insanla duygusal bir yakınlığa girdiğinde dayanılmaz bir kırılganlık geliştiriyor ve diğer insanların onu reddedeceğini düşünüyordu. Çünkü, özü itibariyle çürük ve başkaları tarafından tiksindirici bulunacağını hissediyordu.

Psikoterapide zaman içerisinde bu hislerden kurtulmak için çeşitli somutlaştırma yollarına başvuruyordu. Bir kişiyle yakın  ilişki kurmaya başlıyorsa, o kişiye ucuz bir biblo tarzı bir nesneye sahip olmak istediğini söylüyordu. Eğer karşısındaki kişi bu ucuz bibloyu alıp ona hediye ediyorsa iç dünyasında deneyimlediği iticilik duygusu diniyordu. İlişki bir zaman sonra bitse bile bu bibloları saklıyor ve kötü hissettiğinde onlara bakıp içindeki onaylanmayan kendilik yapılarını onarmaya devam ediyordu (bilinçdışı olarak). Aynı kişi dönem dönem  iç dünyasındaki dönüşümü desteklemek için eve dekoratif sembolleştirici nesneler de alıyordu. 

Yani kişi, iç dünyasındaki yıkıntıları onarma sürecinde sembolleştirmelere sıklıkla başvurur. Bunu günlük hayat içerisinde birçok yerde görebilirsiniz. Depresif hissettiğinde saçını sevdiği ve güçlü bulduğu birine ya da bir ünlüye benzetmek için kesen bir kişinin yaptığı da içsel yaralarını onarma sürecinin bir parçasıdır,  kendine iyi hissettiren bir nesneyi alıp ondan güç almak da ruhsal onarma sürecinin bir parçasıdır diyebiliriz. 

Bir diğer danışan, annesinin sadece kendisiyle ve kendi problemleriyle meşgul olmasından dolayı annesinden alması gereken desteği alamayıp babasına yönelmişti. Babası danışanın fiziksel ihtiyaçlarını karşılıyordu fakat babasının da hipokondriyak şikayetleri vardı. Yani, bedeninde en ufak bir ağrı, bir sıkıntı hissettiğinde bunun büyük bir hastalığın habercisi olduğuyla ilgili sürekli bir endişe içindeydi. Danışanın duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için babasına ısrarla attığı adımları babası bir süre sonra bir problem ve çocuğunda olabilecek olası hastalıkların habercisi olarak algılamaya başladı. Bu durum  hipokondriyak şikayetlerini çocuğuna yansıtmaya başlası demekti.

Annesinden duygusal destek alamayan danışan, duygusal ihtiyaçlarını dile getirme noktasında, babasının tavrından  da bir tehdit algılamıştı. Yani bu şu demekti; duygusal ihtiyaçlarını ifade etmek ölmek demekti ( çünkü babasının verdiği mesaj, duygusal taleplerin arkasında ölümcül bir problemin olabileceğiydi). Uzun yıllar, duygularını ifade etme konusunda sıkıntı yaşayan danışan, terapiye başladıktan sonra, terapistin duygularını ifade etme konusundaki ısrarlı destekleriyle beraber duygularını ifade etmeye başladı. Arka plandaki ölme duygusu da eskisine göre hafifliyordu. İşte tam bu süreçte danışan oyuncak bir ayıya karşı güçlü şefkat duyguları hissetmeye başladı. Bu ayı, terapideki danışanın şefkat ve destekleyici tavrını sembolize ediyordu ve danışan terapistten ayrı kaldığı dönemlerde bu oyuncak ayıyla kendini yatıştırıyordu. 

Tüm bu örnekler, insan ruhunun dile problem ve iyileşme noktasında somutlaştırmayı nasıl kullandığını açık bir şekilde gösteriyor. Diğer yazılarda ruhun somutlaştırma çeşitlerini daha detaylı olarak ele almaya çalışacağım. Şimdilik görüşmek dileğiyle…

Klinik Psikolog Mehmet KAYA

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Ruhun Somutlaştırma Yolları ( Özneler arası alan) – Tahir Özakkaş

Yorum yapın