Rüyaların Psikoterapide Yorumlanması

Rüyalar, insanlık tarihi boyunca merak edilen, üzerine birçok yorum yapılan ve bazı inanışlarda fizik ötesi alemden bir takım mesajlar verdiğine inanılan karmaşık süreçlerdir. Kimi zaman insanların hayallerini, kimi zaman acılarını, kimi zaman sevinçlerini sembolize eder rüyalar. Elbette rüyaları bu kadar  merak edilen ve gizemli hale getiren en temel faktörlerden biri, rüyaların kendine has sembolik bir dilinin olmasıdır. Bu yazımda rüyaların bazı psikoloji kuramlarına göre nasıl yorumlandığına ve rüyaların bilinçdışı anlamlarının neler olabileceğine değinmeye çalışacağım. Daha sonrasında bir vaka örneğiyle yazımı tamamlayacağım.

Rüyalar – Giriş…

Psikoloji ve psikoterapiyle ilgili bir konu hakkında konuşurken Sigmund Freud’a atıf yapmamak yanlış olur… Çünkü Freud, bazı insanların hiçbir biyolojik sebep olmaksızın  bazı rahatsızlıklar geliştirdiğini gözlemlediğinde, insanın ne kadar karmaşık ruhsal süreçlerden ibaret olduğunu fark etmişti. O zamandan sonra insanın ruhsal mekanizmasının nasıl çalıştığını  öğrenmek için çeşitli araştırmalara başladı. Bu araştırma sürecinde hipnozla tanışması, insanın bilincinin ötesinde kocaman bir bilinç dışına sahip olduğunu fark etmesine yardımcı olmuştu. Üstelik Freud, hipnoz yardımıyla bu hastalara da yardımcı olmuştu. İşte o zamandan sonra tüm zamanını insanın ruhsal mekanizmasını tanımlamaya ayırdı. Bir süre sonra terapilerinde hipnozun yerini serbest çağrışım tekniği ve “bilinç dışına giden kral yolu” olarak tanımladığı rüyalar almıştı.

Freud’un tanımlamasına göre insan ruhu 3 ana parçadan oluşuyordu. Bunlar id,ego ve süperego idi. Bu ana yapıların bir kısmı bilinç düzeyinde bir kısmı ise bilinç dışında çalışıyordu. Freud’a göre, bilinç dışındaki arzular, istekler ve duygular bilinç düzeyine (farkındalığa) çıkıp deşarj edilmediği müddetçe insan ruhunda bir gerilim yaratır. Bu gerilim de bir süre sonra  insanlarda bir takım problemlerin ortaya çıkmasına sebep olur ( takıntılar, fobiler, uyku problemleri vb.).

Psikanalitik bakış açısına göre, kişinin yetiştiği çevre koşulları ve kültür, kişinin bilinç dışındaki arzu ve isteklerini ifade etmesine izin vermeyen bir yapıdaysa bu arzu ve istekler bir süre sonra kendilerini rüyalar aracılığıyla ortaya çıkarırlar. Bu rüyalar, insanın iç dünyasındaki çatışmaları doğrudan ortaya koyar. Örneğin; rüyasında kardeşini öldürdüğünü gören ve bunu ağlayarak babasına anlatan bir çocuğun, kardeşini kıskandığı ve kardeşine büyük bir öfke duyduğu, fakat öfkesini deşarj edeceği bir ortamın bulunmadığı yorumu yapılabilir. 

Freud’a göre bilinç, buz dağının suyun üstünde kalan küçük kısmı; bilinçdışı ise suyun altında kalan büyük kısmıdır-Rüyalar.

Ekollere Göre Rüya Yorumu

Psikoterapi içerisinde, psikanalitik olarak değerlendirildiğinde, görülen rüyanın parçalara ayrılıp her bir parçanın anlamlarının serbest çağrışım aracılığıyla bulunması ve bu parçaların birleştirilerek terapist tarafından yorumlanması terapi süreci için son derece önemlidir. Örneğin; kendisinin kötü niyetli ve adamlar tarafından kaçırılıp bir eve hapsedildiğini fakat evin içerisindeki bir delikten kurtarıcının ona seslendiğini gören bir kişinin rüyasının analizinde, rüyanın parçalara ayrılıp her bir parçanın danışanın zihninde yaptığı çağrışımların incelenmesi önemlidir.

Bu rüya örneğinde; kötü niyetli adamlar danışana kimi veya kimleri çağrıştırıyor ? Kaçırıldığı ev neyi veya kimi çağrıştırıyor ? Kurtarıcı neyi ya da kimi çağrıştırıyor ? Tüm bu çağrışımlar esnasında danışanın aklına ilk gelen şeyleri söylemesi bilinç dışındaki verilere ulaşmak açısından çok önemlidir. İşin içine düşünme süreçleri girdiği zaman rüyanın saf bilinç dışı niteliği kirlenmiş olur. Tüm bu çağrışımların, danışanın içinde bulunduğu ruh hali değerlendirilerek terapist tarafından yorumlanması psikanalitik bakış açısından son derece önemlidir. 

Kendilik psikolojisi ve Özneler arası kurama göre ise rüyalar kendiliği onarıcı bir işlev görmektedir. İnsanın günlük hayatta yaşadığı kırılmalar, beklediği desteği görememesi, yaşadığı hayal kırıklıkları, insanların ve bazen de terapistinin kendilik nesnesi işlevi göremediği durumlarda, kişi rüyalar aracılığıyla kendiliğini bir nevi onarmaktadır. Rüyayı gören kişi, iç dünyasında yaşadığı dağılmanın önüne geçebilmek için rüyaları bir araç olarak kullanır.

Dikkatli bir terapist, danışanın rüyalarla getirdiği malzemeden, danışanın hangi alanlarda kendilik nesnesi işlevine ihtiyaç duyduğunu, hangi alanlarda tamir çabasına giriştiğini görebilir. Kendilik ihtiyacı görülen danışan, terapistinin ihtiyacı yönünde yaptığı müdahaleler ile kendiliğini onarmaya devam eder.  Yani kendilik psikolojisi ve özneler arası alan kuramları rüyaların kendilikle ilgili problemlerin bir türevi olduğunu, psikanalitik ekol ise bilinç dışına bastırılmış dürtülerin dışa vurumu olduğunu kabul eder.  Özneler arası alan teorisinde buna ek olarak kişinin kendini yönlendirmesi, kendini cezalandırması, savunmacı niteliklerini öne çıkarması veya onarması da rüya aracılığıyla mümkündür. 

Rüyaların yorumlanması sürecinde elbette ki bazı önemli ayrıntılara dikkat etmek gereklidir. Bu ayrıntılar rüya yorumunun ne kadar aydınlatıcı olduğunu belirleyen ana kriterlerdir. Bunlar:

  1. Rüyanın yorumunda ortaya atılan teorinin ve argümanların tutarlı oluşu,
  2. Rüya yorumunun, rüyayı gören kişinin öznel dünyasıyla ve yaşantılarıyla uyumlu olması,
  3. Rüya yorumunun rüyadaki ayrıntıları ne kadar ortaya çıkardığıdır.

Özneler arası kurama göre rüyaların iki işlevi vardır; 

  1. Zihnin daha üst zihinsel organizasyona geçebilmek için örüntüleri ve yaşantıları tekrarlamak. Temelde bakım verenlerle kurduğumuz ilişki örüntülerinin tekrar edilerek kendiliğin daha bütün, daha işlevsel bir hale gelmesini sağlamak,
  2. Zayıf kendilik yapılarında, parçalanma kaygısını önlemek amacıyla yatıştırıcı işlev görmek. Yani kişi rüyaları aracılığıyla kendiliğinin parçalanmadığını kendisine bir nevi kanıtlamaktadır.

Yani rüyalar aracılığıyla, insanlar günlük hayattaki ilişki örüntülerinin benzerlerini ve devamlarını yaşamaktadır. Rüyaların bu özellikleri, aslında problem ve çatışma çözücü bir etkilerinin olduğunu da ortaya koyar. Bunlara ek olarak rüyaların travmatik yaşantıların işlemlenmesine de katkısının olduğunu söyleyebiliriz. 

Vaka Örneği Üzerinden Rüya Yorumu

Rüyalarla ilgili anlatılan bilgilerin pekişmesi açısından, paylaşacağım vaka örneğinin çok faydalı olacağını umut ediyorum. Bu vaka, ailesinde fazlasıyla fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan ve kendilik hissi parçalara ayrılmış ( çoğul kişilik oluşmuş ) bir genç kadınla ilgilidir. Bu gencin iki ebeveyni de çocuklarını kendi öfkelerini, kötü duygularını boşalttığı  bir konteynır gibi kullanmaktaydı. İlk çocukluk yıllarında, sürekli ve şiddetli şekilde dayak yiyordu. Bundan dolayı, anne babasının, kendisinin ölmesini istediklerini düşünüyordu. Sürekli  duygusal, fiziksel şiddete ve istismara maruz kalmanın etkisiyle çocuğun kendilik hissi derin bir bölünmeye doğru gitti.

Daha 4 yaşındayken zihninin bedenini nasıl kontrol ettiğiyle ilgili takıntılar geliştirmişti ( Zihninin vücudunu nasıl kontrol edebildiğine inanamıyordu ! ). Yaşadığı acıların etkisiyle bedenini benimsemekte zorluk çekiyordu. Buna ek olarak, zihniyle bedeni arasında başka bir kopukluğu gösteren  bazı ruhsal durumlar yaşıyordu. Aynı yıl başlayan, “bedeninin dışına yaptığı seyahatler !” ortaya çıkmıştı. Bu iki durum da çocuğun kendilik hissinin nasıl parçalandığını çok güzel örnekliyordu. Bu seyahatler, ölmüş büyükanne ve büyükbabasının ona karşı iyi niyetli olan ruhlarının onu ziyaret etmeleriyle başlamıştı. Hayaletler ona, bedenini terk ederek, insanlardan çok uzaklarda, huzur dolu, güvenli, çimler ve ağaçlarla kaplı bir tarlaya uçmasını öğretmişlerdi. Burada insanlar onu bulamayacaktı ve güvende olacaktı ! 

Not: Bilinçdışının bu tarlaya uçma hayali özellikle önemlidir. Gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddetin etkisiyle kendi bedenine yabancılaşan, kendilik hissi parçalanmış bir kişinin geliştirdiği disosiasyonun (dağılmanın) çok güzel bir örneğidir. Çocuk tüm bu hayallerle aslında parçalanmakta olan kendiliğini bir arada tutabilmeye çalışmaktaydı. Evde ağır şiddet görürken kendi bedeninden sıyrılıp böyle bir güvenli alana gitmesi kendiliğin tamamen parçalanmasının önüne geçen bir savunma mekanizmasıydı. 

Bu genç kadının, iki buçuk yaşında anne babası kendisiyle ilgili sevgi dolu tüm fiziksel temaslarını aniden kesmişti. Buna ek olarak sonrasında birçok travmatik olay da yaşamıştı. Yaşadığı bu şokların etkisiyle çocuğun kendiliği altı parçaya bölünmüştü. Bu altı parçanın her birinin kendi ayrı ismi ve ayrı kişilik özellikleri vardı. Tüm bunların üstüne çocukta 7 yaşına geldiğinde bir de böbrek tümörü ortaya çıkmıştı. Böbrek tümörünün alınmasına kadar bir yıldan biraz fazla zaman geçmişti. Tüm bu süreçte hem kendisinin, hem ailesinin, hem de doktorların inanılmaz bir duyarsızlıkla konuya yaklaşması çocuk için daha da travmatik etki yaratmış ve sonrasında ömrü boyunca ortaya çıkan bir dizi yinelenen kabuslarla sembolleşmişti. 

Bu genç kadın rüyalarında, yaşadığı yerin küçük tren istasyonunun alevler tarafından sarıldığını görürken bu alevlerin içerisinde yalnız başınadır… Kısa süre içerisinde alevler tüm istasyonu yakar. İstasyon yanıp kül olduktan sonra iki göz küresi küllerin üzerinde sessizce durup yuvarlanarak birbirleriyle hareket ve bakışların etkisiyle sohbet etmeye başlarlar. 

Bu rüya da kendisine hem dışarıdan acı çektiren ( anne babasını) hem de içeriden acı çektiren ( tümörü) nesneleri somutlaştırması açısından çok güzel bir örnektir. Rüyada istasyonun tamamen kül olması bedeninden tamamen koptuğunu çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Bedeninden ve acılardan kopmak… Tüm bunlar olurken iki küçük göz her şeyi ama her şeyi izliyor… Tüm bu semboller, kendiliği dağılan bir çocuğun, kendiliğinin tamamen parçalanmasını önlemek için ortaya çıkardığı somutlaştırmalardır.

Bu yinelenen yangın rüyalarıyla beraber ortaya çıkan bir diğer davranış da çocuğun kendisine deri bir kemerle şiddetle vurmasıydı. Bileklerinde, kollarında ve cildinin yüzeyinde ince çizikler ve delikler açıyordu.  Bu durum da kendi bedeninden kopan bir çocuğun kendini hissetme çabalarının yansımalarını gösteriyordu. 

Çocuğun kendi duygularını dışa vurup ihtiyaçlarını ifade ettiğinde dövülmesi, kendini kırbaçlama ritüeli olarak ortaya çıkmıştı. İçselleştirdiği cezalandırıcı anne-baba nesnesi kendisini kırbaçlamasına neden oluyordu. Bu duruma terapistinin yaptığı yorum; çocuğun yaşadığı çaresizlik hisseni kontrol etmek için böyle bir davranışa giriştiği yönündeydi. Buna ek olarak, kendi sırtına ve kalçalarına vurduktan sonra kendi kendine “tamam canım, artık hiç acı çekmeyeceksin” şeklinde telkin veriyordu. Anne babasından alamadığı olumlu kendilik nesnesi işlevini kendi kendine veriyor ve ardından rahatlatılmış huzurlu bir çocuk gibi uykuya dalıyordu. Fakat uyandığında kendini yalnız bulduğunda bu zor kazandığı huzur hissi paramparça oluyordu. 

Çocuğun yaşadığı travmalardan kaçınmak için, her seferinde hayali güvenli tarlasına ölen anneannesinin ruhu tarafından götürülmesi gerçeklikten ve bedeninden daha fazla kopmasına neden oluyordu. Kendiliğinin parçalanma kaygısının getirdiği bu yoğun duyguların etkisi ve gerçeklikten kopmasının etkisiyle, çok daha yoğun bir şekilde kendini kırbaçlıyordu. Bu şiddetin etkisiyle tüm derisine yayılan güçlü acı hissi sayesinde hayatta olduğunu ve bedeninin somut halinin var olduğunu hissedebiliyordu ! 

Danışanın ritüeller halinde kendi bileklerini ve kollarını kesmesi ve delmesi de böbrek ameliyatıyla ilgili travmatik yaşantılarla doğrudan bağlantılıydı. Bu süreçte omurilikten su alma, damar içi ilaç ve sıvı almak, katetirizasyon vb. acı veren olaylara ek olarak yaşadığı duygusal travmalar somutlaşmıştır. Kendisini keserek yaşadığını hissediyor, derisinin sınırlarını işgal ederek aslında orada bir derisinin ( sınırının) olduğunu kendisine kanıtlıyordu. Bu kesmeler ve delmelerin verdiği acı ve ortaya çıkan kan da kendisin yaşadığının somut göstergeleri oluyordu. 

Tüm bunlara ek olarak danışan, su ve cam içeren nesnelere uzun süre bakmayı seviyordu. Suya bakma davranışı yağmur suyunun birikintilerine ve havuzlardaki yansımalarına bakmasıyla başlamıştı. Suyun kendisinin görüntüsünü yansıtması, ama aynı zamanda en ufak bir dokunuşla görüntünün kaybolup tekrar geri gelmesi kendisini çok etkiliyordu. Tabi ki bunun da birçok anlamı vardı; suyun üzerinde kaybolan görüntüsü, gerçekte kendiliğinin kaybolduğunu ve aslında olmadığını gösteriyordu. Gerçekte olmayan biri de bu acıları yaşayamazdı… ! Daha sonra geri gelen görüntü ise tüm bu acılara rağmen var olan ve geri gelen bir kendiliğinin olduğunu resmediyordu. 

Genç kadının su ve camla ilgili ritüelleri bunlarla sınırlı değildi. Ergenliğinin ilk yıllarında küçük cam nesneler topmaya başlamıştı. Kristal prizmaların ve kürelerin ışığı yansıtması ve kırması onu çok etkiliyordu. Danışan, diğer insanların beklentilerine ve ona karşı bakışlarına karşı çok hassastı. Başkaları onu nasıl görüyorsa o şekilde hissetmeye başlıyordu. Mesela, bir büyükbabasının kendisini yıllar önce ölen çok sevdiği eşine benzetmesiyle beraber, ölen kadının ruhunun kendi bedenini ele geçirerek ona hükmettiğini hissetmişti. Yaşadığı bu işgal duygularından korunmak için kendine dair gizli kişilikler geliştirmişti. Geliştirdiği bu gizli kişiliklerin isimlerini kimse bilmiyordu ve bu durum ona diğerlerinin onu yutması konusunda güvende hissettiriyordu. Fakat bu gizlilik hissi bir süre sonra danışanın kendisine daha da yabancılaşmasına neden oluyordu. 

Danışan ayrıca, elini ışığa kaldırıp parmaklarının arasındaki boşlukları gördüğünde bu boşlukları kapatabilmek için eline iğne iplik alıp, parmaklarını birbirlerine sıkıca dikerek kendi iç dünyasından yaşadığı boşluğu ve kendiliğinin parçalara ayrılmasını somutlaştırarak onarmaya çalışıyordu. Danışanın yaşadığı travmalar ve somutlaştırmalar düşünüldüğünde, iç dünyasında yaşadığı tüm sıkıntıların anlamları çok net görülebiliyordu.

Terapisinin ilk bir buçuk yılında kendisini tokatlama, kırbaçlama ve kesme davranışları devam etmiş ve bu davranışlar terapist için çok zorlayıcı olmuştur. Bu seanslara sürekli olarak bıçak, iğne, cam kırıkları ve deri kemer gibi nesneler getirmiş ve bunları sık sık kendi üzerinde denemiştir. Kendisine zarar vermenin önlenmesi için terapist çoğu zaman fiziksel olarak danışana müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Danışan engellendiğinde kendini tırmalamış ve tokatlamıştır. Terapistin fiziksel müdahalesi ile birlikte, terapistin bedeninde hissettiği katı direnç onu çok şaşırtmıştı. Çünkü kendi bedeninin sanki bir sis bulutu gibi olduğunu ve müdahale ettiğinde ellerinin içinden akıp geçeceğini hissettiğini ifade etmişti.

Terapistin, danışanın kendisine zarar vermesinin önüne geçebilmek için yaptığı fiziksel müdahaleler danışanın kendi fiziksel varlığıyla kurduğu bağa çok olumlu bir katkı sağlamıştı. Çünkü danışanın anne babası, kendisiyle olan sevgi ve şefkat dolu fiziksel bağını o 2.5 yaşındayken sonlandırmıştı. Danışanın kendi fiziksel varlığıyla kurduğu temas sayesinde bağımlı olduğu hayal ürünü varlıklardan ve hayaletlerden uzaklaşması mümkün olmuştur. Devam eden süreçte danışanın içinde 6 parçaya bölünmüş kendilik hissi zamanla kısmen bütünleşmiştir. İçindeki parça kendilik sayısı dörde düşmüştür. Fakat bunların tek bir kendilikte bütünleşmesinin onu dış dünyadan gelecek tehlikelere karşı güvensiz hissettirdiğini ifade etmiştir.

Bu süreçte, rüyasında evinin içinde dolaşırken şöminenin üstünde tabuta benzeyen 4 ayrı kutu içerisinde 4 ayrı kişinin olduğunu görmüş ve dehşetle uyanmıştır. Uyandıktan kısa süre sonra uykuya dalan danışan bu sefer tek bir kutuda 4 ayrı bedenin var olduğunu ve hepsinin ortak bir noktaya baktığını görmüştür. Rüyasını yorumlarken de içindeki kendiliklerin birleşmekte olduğu yorumunu yapmıştır.

Bu vaka örneği, hiç şüphe yok ki terapisi çok uzun süren, zorlu bir vaka örneğidir. İnsanların iç dünyalarındaki sıkıntıları rüyalar ve semptomlar aracılığıyla nasıl somutlaştırdığını ortaya koyması açısından son derece önemlidir. Uzun süren terapi sonucunda danışanın anne babasından alamadığı kendilik nesnesi desteğini almasıyla somutlaştırmaları ve tekrarlayan rüyaları son bulmuş, içinde dağılan parça kendilikleri birleşmiştir. 

İnsan ruhunun sorunlarını dile getirmedeki mükemmelliğini anlamanızda faydalı olmasını umut ediyorum… 

Klinik Psikolog Mehmet KAYA

Kaynak:

  1. Ruhun Somutlaştırma Yolları ( Özneler arası Alan)- Tahir Özakkaş

Yorum yapın